Ben Obezite Cerrahisi İçin Aday mıyım?

Obezite yani şişmanlık, gelişmiş dünya ülkelerinin en önemli sağlık problemlerinden birisidir. Amerikadaki yetişkinlerin %25’den fazlası obez, %5’den fazlası morbid obez yani hastalık boyutunda şişman olup, bu oranlar son yıllarda giderek artış göstermektedir. Amerika’da yılda kolon ve meme kanserine bağlı yaklaşık 95,000 ölüm olmakta iken, morbid obezite’nin yani hastalık boyutundaki şişmanlığın neden olduğu hastalıklara bağlı 300,000 ölüm gerçekleşmektedir. Ülkemize baktığımızda, Türkiye İstatistik kurumunun 2012 yılı raporlarına göre Türkiyedeki 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun ’sinin obez olduğu gözlenmiştir. Cinsiyete göre obezite oranları ise kadınlarda %21 ve erkeklerde ’dür.

Morbid obezite, yani hastalık boyutundaki şişmanlık, kişinin vücut kitle indeksi’nin 40’ın üzerinde olma durumudur. Morbid obezite kronik bir hastalık olup, yıllar içerisinde beraberinde hayat kalitesinde düşüş, psikolojik fonksiyonlarda bozulma ve morbidite-mortalite taşımaktadır. Morbid obezite’ye bağlı başlıca sağlık problemleri; kardiak hastalıklar, diabetes mellitus, uyku apnesi, hipertansiyon, lipid bozuklukları, reflü hastalığı, idrar tutamama, eklem hastalığı ve kısırlıktır. Bunların dışında morbid obezite’nin etyolojisinde rolü olduğu bilimsel olarak kanıtlanan kanserler erkeklerde kolon, rektum ve prostat; kadınlarda meme, uterus ve overlerdir.

Morbid obezitenin ideal tedavisi konservatif yaklaşımlar, yani diyet ve egzersizdir. Diyet ve egzersiz programları bazı hastalarda etkin olabilmesine karşın, konservatif yaklaşımlardaki asıl problem devamlılıktır. Konservatif yaklaşımlarla maalesef morbid obez yani hastalık boyutundaki şişman kişilerin ancak %5 ile ’u kilo vermede devamlılık göstermektedir. Bu nedenle ilk kez 1991 yılında Amerikada’ki Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından diyet ve egzersiz yöntemleriyle kilo vermede başarısız olan ve vücut kitle indeksi 40’dan fazla olan hastaları yüksek riskli olarak tanımlamış ve bu hastalarda cerrahiyi önermiştir.

Günümüz için morbid obezitenin uzun dönemli tedavisinde cerrahinin en etkili yaklaşım olduğu pek çok bilimsel çalışma ile ispatlanmıştır. Morbid obezite cerrahisi geçiren hastaların beklenen yaşam sürelerinde artma, obeziteye eşlik eden diyabet benzeri metabolik hastalıklarda düzelme olmaktadır. Obez tip 2 diyabet hastalarının tedavisinde, cerrahi yöntemlerin çok daha etkili ve sürdürülebilir olduğunu ortaya koyan pek çok çalışma bulunmaktadır. Cerrahinin olumlu etkileri sonucunda bariatrik cerrahi olarak da adlandırılan obezite ameliyatları giderek artan sıklıkta uygulanır hale gelmiştir. 1996 yılında Amerika’da yetişkin obez hastalarda obezite ameliyatı uygulama oranı 100,000’de 3.3 iken, 2007 yılında bu oran 22.4’e yükselmiştir. Günümüzde Amerikada yılda 200,000’den fazla hastaya obezite cerrahisi uygulanmaktadır.

Sonuç olarak vücut kitle indeksiniz 40’ın üzerinde ya da vücut kitle indeksiniz 35’in üzerinde ve beraberinde hipertansiyon, diabet, solunum apnesi, dizde osteoartrit benzeri obezite ile alakalı hastalıklarınız var ise obezite ameliyatı için aday bir hastasınız. Çünkü obezitenin bugün için bilinen en etkin ve sürdürülebilir tedavisi cerrahi yaklaşımdır.  Uygulanan cerrahi tekniklerle hastalar total vücut kilolarının % 65-70’ini verilebilmektedir. Ameliyat sonrası en fazla kilo verme ilk 6 ayda olmakla beraber, kilo verme ameliyattan sonraki 24 ay süresince devam etmektedir. Kozmetik amaçlarla cerrahi işlem uygulamak ciddi bir karardır. Bu cerrahiyi uygulamayı düşünen her hasta, yapılacak cerrahi işlemin kendilerinde oluşturacağı anatomik ve fizyolojik etkileri en önemlisi alacakları total kalori miktarının azalacağını bilmelidir. Cerrahiden maksimum yarar sağlamak için hastaların, ameliyat sonrası kendilerine önerilen yaşam tarzlarını ve diyetlerini sürdürmeleri önemlidir.

Prof. Dr. Abdulkadir Bedirli'nin www.abdulkadirbedirli.com sitesine buradan ulaşabilirsiniz...